Sadrazam tekrar otağına gelince, Diyarbekir Beylerbeyi Vezir Kara Mehmed Paşayı iki bin kişilik kendi kapısı ve vilâyeti askeriyle öncü kumandanı tayin etti. Yanına Sivas Beylerbeyi Binamaz Halil Pâşa’-yı binbeşyüz askeriyle, Halep Beylerbeyi Deli Bekir Paşa’yı bin askeriyle, Adana Beylerbeyi Deli Emir Paşa’yı dokuz yüz askeriyle verdi. Böylece öncü birliği olarak toplam beşbindörtyüz süvari İslâm savaşçısı hazırlandı.
Öte yandan Budun Beylerbeyi Vezir Koca Arnavut İbrahim Paşa’yı kendi kapısı ve vilâyeti askerinden dört bin kişiyle Orduyu Hümayunun sol kanadı önündeki dağda bulunan kilisenin yanındaki yolun korunmasıyla görevlendirdi. Bosna Beylerbeyi Vezir Hızır Paşa’yı kendi kapısı ve vilâyeti askerinden iki bin kişiyle, Karaman Beylerbeyi Şişman Mehmed Paşa’yı kendi kapısı ve vilâyeti askerinden bin kişiyle Maraş Beylerbeyi Ömer Paşa’yı kendi kapısı ve vilâyeti askerinden bin iki yüz kişiyle, Uyvar Beylerbeyi Şeyhoğlu Ali Paşayı kapısı askerinden beş yüz kişiyle emrine verdi.
Ayrıca altı yüz Şam tımarlı askeriyle yeniçerisini, kendi kapısı askerinden’üçyüz kişiyle Sa-ruhan Sancakbeyi Şeyhoğlu Ahmed Paşa’yı, kendi kapısı askerinden üçyüz kişiyle Bolu Sancakbeyi Kadıoğlu Hüseyin Paşa’yı, kendi kapısı askerinden iki yüz kişiyle Teke sancakbeyi Arap Ali Paşa’yı, bin askeriyle Kahire Beyini, kendi kapısı askerinden dört yüz kişiyle Hamid Sancakbeyi Haznedar Haşan Paşayı, kendi kapısı askerinden beş yüz kişiyle Aydın Sancakbeyi Ahmed Paşayı, iki yüz kişilik kendi kapısı askeriyle Menteşe Sancakbeyi Harmuş Mehmed Paşayı, yüz elli kişilik kendi kapısı askeriyle Konakçı Haşan Paşayı, yüzelli kişilik kendi kapısı askeriyle Kayseriye Sancakbeyi Deli Dilaver Paşa’yı, iki yüz kişilik kendi kapısı askeriyle İçel Sancakbeyi Abdülmümin Paşayı, üç yüz kişilik kendi kapısı askeriyle Hersek Sancakbeyi Mustafa Paşa’yı, iki yüz kişilik kendi kapısı askeriyle Karahisarı Sahib Sancakbeyi Deli Ömer Bey’i, yüz elli kişilik kendi kapısı askeriyle Kangırı Sancakbeyi Hüseyin Bey’i, yüz elli kişilik kendi kapısı askeriyle Vize Sancakbeyi Veli Bey’i, Beyşehir Sancakbeyi Mehmed Bey’i ve beş bin yeniçeriyi, bin beş yüz cebeciyi, üç bin nefer dört bölük sipahilerini görevlendirip, toplam olarak yirmi üç bin İslâm gazisini savaşa hazır kıldı.
Gerekli fermanlar gönderildi. Birlikler yerlerini aldılar. Ordugâhın sağını, solunu, arkasını Tuna kıyısında duran Vezir Abaza Sarı Hüseyin Paşa’nın bulunduğu yere kadar çepeçevre kuşatıp konakladılar.
Kuşatmanın başladığı günden beri Tatarlarıyla Viyana’nın altı saat yukarısında Tuna üzerinde bulunan taştan yapılmış İskender Köprüsü’nü korumakla görevlendirilmiş olan Tatar Hanı, Alman ve Polonya askerinin ırmağı geçmesini engelleyebilecek durumdaydı. Ama düşmana karşı çıkmadı ve gâvurlar da büyük kitleler halinde beri yakaya geçip İslâm askeri üzerine yürüdüler.
O gün Tatar Hanı köprüyü gören yüksek bir yerde at üstünde duruyor ve kamçısının kabzasını avucunda sıkmış gâvurların ırmağı geçişini seyrediyormuş. İmamı yanına yaklaşmış, “Han’ım” demiş; “eğer şu dalga dalga beriye geçen gâvurları tepeleyecek olursanız, arkadan gelenlerin de yolunu kesmiş olursunuz.” İmamın bu uyarısına Han; “Ah Efendi!” diye karşılık vermiş; “bu Osmanlının bize ettiği hakareti sen bilmezsin. Bize karşı davranışı öyle bir hal aldı ki, yanlarında Eflak ve Buğdan gâvurları kadar bile değerimiz kalmadı. Kaç defa bu düşmanın hareketini ve kuvvetini yazıp haber verdim. Düşmanın sayısı çoktur. Onun için toplan ve askerleri metrislerden çek. Bu şekilde gerektiği anda meydan savaşına girebilecek halimiz olsun. Ya da bırak bizi, geri çekilelim. Selâmete çıkalım. Ama o inadından dönmedi. Bir türlü söz dinletemedim. Bana hep küçük düşürücü mektuplar yolladı. Bu mektuplarda bizim kokmuş at eti yediğimizden bile söz etti. Cenabı Hak izin verdikten sonra, benim için düşmanı bu yerde tepelemek çok kolay bir iştir. Gerçi, bu yaptığımın dinimize göre ihanet olduğunu da çok iyi biliyorum. Ama neyleyeyim, elimden başka türlüsü gelmiyor. Şimdi Türkler kumandanlarının değerini görüp anlasınlar. Anlasınlar da, Tatarlar olmadan savaşmanın ne demek olduğunu öğrensinler!”
Han böyle söyleyip atını mahmuzladı. Tatarlarım toparlayıp ilerleyen düşmanın önüne düştü. Kollarını sallayarak ve gülüp eğlenerek ikindi namazından az önce Viyana önündeki Ordu-yu Hümâyûna vardılar. Han, Sadrazamın otağı önünde atından inip düşman hakkındaki en son haberleri getirdi: “Köpek gibi ardımızdan koşarak geliyorlar, bu yürüyüşleriyle pazar günü burda olurlar ve bize karşı savaş düzeni alabilirler” dedi.
Sadrazam, Han’ı ağırladı. Devlete sanki çok büyük bir hizmet yapmışçasına teşekkür etti. Zaferler kazanmışçasına da kendisini, kumaşı çok ince bir samur kürk vererek, mükâfatlandırdı. Sonra da Tatar Hanı kendi askerinin yanına gitti.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.