12 Mart 2016 Cumartesi

Türkiye - Avusturya Tarihsel İlişkileri Üzerine

Selçukluların Anadolu’ya gelmelerinden başlayarak Türklerin yerli Hristiyan halka iyi muamele etmesi, her anlamda geleneklerini yıkmaması, Doğu Hristiyanlığı ile Müslüman Türkler arasındaki “doğululuk” ortaklığı Osmanlı genişlemesini kolaylaştıran unsurlar olmuşlardır. Buna karşılık, Doğu Hristiyanlarının ve Müslümanların ortak bir terim kullanarak “Frenk” adını verdikleri Batı Hristiyanlığı, Haçlı Seferleri sırasında girdiği Doğu Avrupa, Anadolu ve Orta-doğu topraklarında yerli Hristiyanların yüzyıllar boyu unutamadıkları derin yaralar açmış, bu da Bizans’ın vâris olduğu Roma İmparatorluğunun mirası üzerinde Türklerin hak iddia etmesini kolaylaştırmıştır.


Batı Hristiyanlığı; bu iddiayı, Macaristan’daki asıl sınırlarına dayanıncaya kadar uzak bir tehlike olarak görmüştür. Daha önce Türk yayılmasını durdurmak için yapılan girişimler, Doğu Hristiyanlığını Türklerin elinden kurtarmaktan çok ‘tampon bölgeleri’ korumak ve ticareti sürdürmek kaygısından öteye gitmemişti. Batı ülkeleri, gelecekteki tehlikeyi göremeyecek kadar birbirlerine düşmüşlerdi; tâ Türkler Viyana surlarına iki kere dayanıncaya kadar…


Türkler Bizans’ı fethettikleri zaman, daha sonra Pius II adı ile Papalık tahtına çıkacak Aeneas Sylvius Piccolomini şöyle yazmıştı:


“Hristiyanlık, başsız bir vücuda benziyor. Papa ve İmparator göze parlak tablolar halinde görünüyorlar. Fakat kumanda etmekten, birbirlerinin sözünü dinlemekten yoksunlar. Her devletin ayrı bir prensi, her prensin ayrı bir çıkarı var. Kim, bu birbirlerine düşman ve anlaşamayan güçleri aynı bayrak altında toplayabilecek? Kim, bu kalabalığı doyurabilecek? Kim, onların değişik dillerini anlayacak ve değişik geleneklerini bağdaştırabilecek? Hangi İngiliz ile. Fransız’ı, Cenova ile Aragon’u, Almanlarla Macarları barıştırabilecek? Kutsal bir savaşa az sayıda katılırlarsa düşman tarafından ezilecekler. Çok sayıda katılırlarsa, bu defa da kendi aralarındaki keşmekeşin ağırlığı altında ezilecekler.”


Papa Pius H’nîn beklediği bu kişi, eski Roma İmparatorluğu’nun vârisi olduğunu iddia eden Kutsal Roma İmparatorlarının şahıslarında ortaya çıkmıştır. Kutsal Roma İmparatorlarının yakın hısımlarının yönetimindeki Avusturya, Avrupa kıtasında Türklüğün ve İslâmlığın ilerlemesini durdurmaya çalışan, durduran ve gerileten en önemli güç olarak ortaya çıkmıştır.


Nitekim Avusturya deyince gerek Avrupalıların, gerek Türklerin aklına Alman ulusunun ve Batı Hristiyanlığının ön savunma hattı gelmektedir.


Bugün Avusturya olarak bilinen ülke, Milâttan önce 400. yıldan beri Seltler, Germanik ırklar tarafından işgal edilmiş, bunların üzerine Romalılar ve daha sonra Hunlar gelmişlerdir. Romalılar, Tuna ırmağının kuzeyine pek geçememişlerdir. Fakat uygarlık, Germanik grupların gelenekleri üzerinde gelişmiş; Avarların ve Slavların akınlarına karşı Batı Avrupa’nın yardımını sağlayabilmek içinde Milâttan sonra sekizinci yüzyılda bölge halkı Hristiyanlığı kabul etmiştir. Avarlara karşı çıkan Şarlman, imparatorluğunun sınırlarını doğuya doğru genişletmiş ve Drava Irmağının kuzeyinde kalan yeni kazanılmış topraklara “Markim Ostland” adını vermiş, sonra bu ad Ostmark’a dönmüş ve nihayet modern adını almıştır.


100 yıl Alman devletinin toprakları içinde bulunan Avusturya, 10. yüzyılda Macarların istilâsına uğramış ve Alman karakterini hemen hemen kaybetmiştir. 955 yılında Kral Otto’nun Macarları yenmesi üzerine Avusturya, tekrar Alman karakterine kavuşmuş ve Babenberg hanedanının yönetimine girmiştir. 1246 yılında Kral Frederick ll’nin Macarlara yenilmesi ve savaşta ölmesi üzerine Babenberg soyu, erkek bir mirasçı olmadığından, devam edememiş ve Alman İmparatoru Frederick II. Avusturya toprakları üzerinde hak iddia etmiştir. Macaristan, Bohemya Kralları ile Babenberg’lerin vârisleri arasında miras kavgası sürüp giderken 1273 yılında Habsburg kontu Rudolf Almanların kralı olarak taç giymiş, çok geçmeden bütün gücünü Bohemya kralının otoritesini kullanmakta toplamıştır. Rudolf, ordusu ile Avustüryaya girmiş ve Habsburg egemenliğini ülkeye yerleştirmiştir.


Alman kralları 1438 yılında Kutsal Roma İmparatorları unvanını almışlar ve Charles V. devrinde Kutsal Roma İmparatorluğu en güçlü günlerini yaşamıştır. Bu imparatorluğa İspanya, Almanya, Hollanda, Fransa’nın güney kıyıları; İtalya’nın bir kısmı ve Avusturya dâhil bulunuyordu.


Batı Hristiyanlığı ile Türklük ve İslâmlık arasındaki asıl çatışma da bu dönemde başlamış; Avrupa ve Osmanlı emperyalizminin iki rakip şampiyonu, Charles V. ve Kanunî Sultan Süleyman, Avrupa üstünlüğü için birbirlerine karşı en amansız savaşlarını vermişlerdir.


İki hükümdarın zamanında hiç bir taraf kesin bir sonuca ulaşamamıştır. Charles V., Türkleri Avrupa’nın ortasından çıkaramamış, Kanunî Sultan Süleyman da Viyana’dan öteye gidememiştir. O ana kadar devam eden Avrupa’daki Türk ilerlemesi durmuş; duraklama 1683’e kadar sürmüş, ondan sonra da Habsburg’lar, Osmanoğullarını Avrupa’nın içlerinden geriye doğru sürmeye başlamışlardır.


Avusturya hükümdarları Kutsal Roma İmparatoru unvanını 1804 yılında bırakmışlar, fakat Osmanoğullarına karşı mücadeleden Birinci Dünya Savaşı’na kadar bir türlü vazgeçememişlerdir. İngiliz, Fransız ve Amerikan emperyalizmi iki büyük devleti çökerttikten sonra önce Orta Avrupa, sonra Doğu Avrupa için yapılan kavga da bitmiştir. İki imparatorluktan kalanlar* bugünkü Türkiye ve Avusturya Cumhuriyetleridir.


 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.