Theseus’un bir çok üstün davranışları vardır. Kimsenin yanına almak istemediği yaşlı Oidipus’a o güleryüz gösterdi. Oidipus öldüğü zaman da yanında bulunuyordu; onun kızlarını korudu, sağ salim, ülkelerine gönderdi. Herakles, çıldırıp da karısını öldürdüğü zaman herkes kaçışmıştı. Ünlü kahramanın kendi kendini öldürmesine Theseus engel oldu. Böyle bir şey yapmanın korkaklık sayılacağını söyledi, onu Atina’ya götürdü.
Devlet işleri, Theseus’un serüvenden serüvene atılmasına engel olmuyordu. Bir ara Amazonların ülkesine gitti Theseus, oradan kaçırdığı Antiope ile evlendi. Bazıları, bu yolculukta Herakles’in Theseus’a arkadaşlık ettiğini, kaçırılan Amazonun adının da Antiope değil Hıppolyte olduğunu söylerler.
Karısından Hippolytos adında bir oğlu oldu Theseus’un. Mutluluk içinde yaşayıp gidiyorlardı ki, Antiope’yi geri almak isteyen Amazonların saldırısına uğradılar. Ama Theseus, onların da hakkından geldi. Attika’yı düşmanlardan bütün bütüne temizledi. Kendisi ölünceye kadar artık hiçbir düşman ayak basmadı o topraklara.
Ülkesine düşmanların gelmediğini gören Theseus, serüven aramak için uzak ülkelere gitti. Altın Post’u ele geçirmeye çalışsın denizcilerin, Argonaut’Iann arasına katıldı. Kalydon kıralı ülkesini çorak bir ülkeye çeviren, ekinleri mahveden yaban domuzunu öldürmek için yardım isteyince Kalydon Avı’nda yer aldı. Avda, arkadaşı Peirithoos’un hayatını kurtardı birkaç kere.
Peirithoos ötedenberi arkadaşıydı Theseus’un tik görüşte birbirlerini sevmişlerdi. Daha aralarında hiçbir ilgi yokken Peirithoos, gidip Theseus’un sürülerini çalmıştı; Ünlü kahramanın ardından geldiğini duyunca dönüp onunla karşılaşmak, boy ölçüşmek istemişti. Ama boy ölçüşmek bir yana, elini bile kaldıramadı Theseus’u görünce, öyle üstün, öyle yiğitçe bir duruşu vardı ki Theseus’un, Peirithoos “Sana kötülük etmek elimden gelmez.” dedi, “suçumu biliyorum. Sen yargıç ol. Vereceğin cezayı şimdiden kabul ediyorum.”
Theseus da ona bir yakınlık duymuştu. “Benim arkadaşım ol, başka bir şey istemem,” dedi. Böylece aralarında kopmaz bir arkadaşlık bağı kuruldu. Lapithler kıralı olan Feiçithoos’un düğününde konuklar arasında Theseus da vardı. Arkadaşlığım düğünde de gösterdi. İçkiden başlan dönüp de sarhoş olan Kentaurlar, gelini kaçırmak isteyince hemen kılıcına davrandı Theseus. Büyük bir kavga çıktı; sonunda Lapithler, Kentaurların hepsini ülkelerinden sürdüler.
Peirithoos’un karısı bir süre sonra ölünce Lapithler kralı yeniden evlenmek istedi. Bu kere kendisine karı olarak Persephone’yi almayı düşünüyordu. Theseus, arkadaşına yardım edeceğine söz verdi, verdi ama, önce kendisi için o zamanlar daha çocuk olan Helena’yı kaçırmak istediğini söyledi.
İki arkadaş bir olup Helena’yı kaçırdılar; ama çocukcağızın iki ağabeyi, Kastor ile Polydeukes; kardeşlerini bulup geri aldılar. Theseus’u yakalayıp öç almak için her yanı aradılar taradılar, ama bulamadılar. Atmalı kahraman, Peirithoos’la birlikte yeraltına inmişti çünkü.
Hades’in tanrısı, onların yeraltına niçin indiklerini biliyordu. Yine de güler yüzle karşıladı iki arkadaşı; yer gösterip oturttu, Theseus da, Peirithoos da oturdukları yerden bir daha kalkamadılar, ölüler tanrısı bir oyun oynamıştı, onlara; ikisini de unutkanlık Iskemlesi’ne oturtmuştu. O iskemleye kim oturursa otursun, her şeyi unutur, öylece kalakalırdı. Theseus da, Peirithoos da kim olduklarını, yeraltına neden indiklerini bilmiyorlardı artık.
Bir süre sonra Herakles, yeraltına indiği zaman, Theseus’u bu durumdan kurtardı. İskemlesinden kaldırdı Atinalı kahramanı yeryüzüne çıkardı. Ama ne kadar uğraştıysa Peirithoos’u kaldıramadı, ölüler tanrısı, Persephone’yi asıl kaçırmak isteyenin kim olduğunu biliyordu; bu yüzden de Peirithoos’u Unutkanlık Iskemlesi’ne sıkı sıkıya bağlamıştı.
Hayatının son yıllarında Theseus, Adriane’nin kızkardeşi Phaidra ile evlendi: Bu evliliğin nelere mal olacağını bilseydi herhalde Phaidra’nın yüzünü bile görmek istemezdi.
Amazon Antiope’den Hippolytos adlı bir oğlu olmuştu Theseus’un, Attika kralı, oğlunu küçük yaşta kendi büyüdüğü şehre göndermiş, onun orada büyümesini istemişti. Yıllar geçmiş Hippolytos son derece yakışıklı bir delikanlı oluvermişti. Onun kadar usta avcı, onun kadar hızlı koşucu hiçbir yerde bulunmazdı. Yalnız bir kusuru vardı delikanlının: Aşka inanmaz, bu yüzden Aphrodite’ye saygı göstermezdi. Tanrıçalardan sadece Artemis’i sayardı.
Bir gün Theseus, yanına karısı Phaidra’yı alıp oğlunu görmeye gitti. Görür görmez de kanı kaynadı Hippolytos’a. Baba-oğul birbirlerini öyle’ sevdiler ki, hiç ayrılmaz oldular. Phaidra, Hippolytos’un gözüne bile çarpmamıştı. Ama Aşk tanrıçası Aphrodite yapacağını yapımş Phaidra’yı Hippolytos’a âşık edivermişti.
Phaidra, kimseye açmadığı bu utanç verici aşk yüzünden kendini öldürmeyi kararlaştırdı. Yalnız yaşlı dadısı biliyordu onun kafasından geçenleri hemen Hippolytos’a koştu. “Delikanlı’ dedi, “Phaidra senin yüzünden ölecek. Seni seviyor. Hayat ver ona. Onu sev, belki kurtulur.”
Bu sözleri duymak bile istemedi Hippolytos. Aşk denen şeyden tiksinirdi zaten. Üstelik bir de işin içinde öz babasının karısı olunca… Kulaklarını tıkayarak bahçeye fırladı. Yaşlı dadı peşini bırakmıyordu onun. İkisi de bahçede Phaidra’nın oturduğunu görmemişlerdi bile.
“Yazıklar olsun sana,” dedi Hippolytos, “babamı kandırayım istiyorsun, ha? Zaten bütün kadınlar böyledir. Hepsi de aşağılıktır. Babam olmadan bu eve adımımı bile atmam, bir daha.”
O sırada Theseus evde yoktu. Delikanlı da fırlayıp gitti bahçeden. Yaşlı dadı onun arkasından koşmak isterken Phaidra’yla yüzyüze geldi, öyle korkutucu bir bakış vardı ki Phaidra’nın gözlerinde, dadı: “Üzülmeyin,” dedi, “ben size yardım ederim.”
“Hayır,” dedi Phaidra, “îstemem.” Sonra eve girdi.
Birkaç dakika sonra Theseus bahçeye geldi. Bahçede ağlaşan kadınlar karşıladı kendisini. Yaşlı gözlerle Phaidra’nın ölümünü bildirdiler ona. Phaidra ölmeden önce bir mektup bırakmıştı kocasına.
Mektubu okuduktan sonra kan bürüdü Theseus’un yüreğini. Oradakilere dönerek, “Duyun,” dedi, “siz de duyun. Kendi öz oğlum, Hippolytos, benim karıma el uzatmış. Onun gövdesini, onun adını lekelemiş. Sen de duy, Poseidon, bütün, lâ-etini onun üstüne yağdır.”
Sözlerini kesmek zorunda kaldı, çünkü Hippolytos çığlıkları duymuş, bahçeye gelmişti.
“Ne var, ne oldu baba?” diye sordu. “Phaidra neden ölmüş. Benden bir şey saklamayın. Her şeyi açık açık ben de bileyim.”
“Benim kanma saldırırsın ha?” diye haykırdı Theseus. “Defol git! Seni bu ülkeden sürüyorum! Bir daha gözüme görünme!”
“Baba,” dedi Hippolytos, “konuşmakta pek öyle usta değilimdir. Phaidra’ya elimi bile sürmedim. Doğru, tanık gösteremem. Tek tanıkta öldü şimdi. Ama Zeus’un üstüne yemin ederim ki, yanına bile yaklaşmadım karınızın.”
“Ölüler yalan, söylemez,” dedi Theseus. ‘‘Artık sürüldün Defol!”
Hippoîytos arabasına atlayarak oradan uzaklaştı. Yakınlarda bir deniz kıyısından geçiyordu ki Poseidon, Theseus’un dileğini yerine getirdi. Koca bir canavar fırladı dalgalar arasından. Hippolytos’un atları ürkerek gemi azıya aldılar. Arabadan düşen suçsuz delikanlı parçalanarak yaralandı.
Karısının bıraktığı mektuba rağmen Theseus’un içi rahat değildi. Hele Artemis gelip de ona gerçeği söyleyince ne yapacağım şaşırdı.
“Yardım, etmeye gelmedim sana, acı vermeye geldim,
Oğlunun suçsuzluğunu anlatmak için geldim.
Karın çılgınlar gibi tutkundu Hippotytos’a,
Tutkusuyla savaşıp öldürdü kendini,
Yazdığı satırların hepsi yalandı.”
Bunları duydukça ne diyeceğini bilemiyordu Theseus. O sırada içeriye can çekişen oğlunu getirdiler, Hippoiytos, “Ben suçsuzdum, Artemis,” dedi. “Bak artık en usta avcılarından biri ölüyor.”
“Senin yerini kimse tutamayacak,” dedi Artemis. Delikanlı, Theseus’a çevirdi gözlerini: “Baba” dedi, “bu işte sizin de suçunuz yok.”
“Senin yerine ben ölseydim keşke,” diye bağırdı Theseus. Tanrıçanın sesi, onların üzüntüsünü bir parça olsun yatırdı: “Oğlunu kollarına al, Theseus, Onu öldüren sen değilsin. Aphrodite öldürdü onu. Ama şunu bil, oğlunun adı hiç unutulmayacak. Yıllar yılı şiirlerde, şarkılarda hep anlatılacak Hippoîytos.” Sonra ortadan kayboldu. O anda Hippolytos’un canı da uçup gitti. Delikanlı, Hades yokuşunu inmeye başlamıştı artık.
Aradan birkaç yıl geçti Theseus, arkadaşı Skyros kralı Lykomedes’in sarayına gitti. Bir süre orada kaldıktan sonra Lykomedes tarafından öldürüldü. Theseus’un neden Skyros’a gittiği, orada neden öldürüldüğü pek bilinmiyor. Ölümünden sonra, Theseus için koca bir mezar yaptı Atinalılar. Mezar, yıllarca tutsakların, yoksulların sığınağı olarak kullanıldı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.