4 Eylülde Yaşananlardan Kayıtlara Geçenler
Bir tutsak getirildi. Sorgusunda, Alman Kayzeri’nin taraf taraf bütün Hristiyan Krallara acele yardım isteyen mektuplar yolladığını, ama bunlardan sadece Polonya Kıralı Sobieski adlı melun hainin bu imdat çağrısına uyduğunu, yanına Büyük Litvanya ve Küçük Litvanya hetmanlarını alarak, atlı yaya otuz beş bin Polonya gâvurunun başına geçtiğini, Alman Kayzerinin de kendi askeri ve başka Hristiyan devletlerden aldığı yardımcı kuvvetlerle atlı yaya seksen beş bin Alman topladığını, böylece toplam olarak kırk bini atlı, seksen bini yaya yüz yirmi bin gâvur askeriyle yakın yere geldiklerini, İslâm askeri üzerine de henüz Viyana önünde, metrislerdeyken hücum etmeyi plânladıklarını söyledi.
Bu haber üzerine derhal Raab ve Rabnitz üzerindeki köprüleri korumakla görevlendirilerek Yanık Kalesi önünde bırakılmış bulunan Budun Beylerbeyi Vezir Koca Arnavut İbrahim Paşa ya ferman yazılıp Ulak Çelebi ile gönderildi. Yerine Silistre Beylerbeyi Mytilenli Vezir Mustafa Paşayı vekil bırakıp, kendi kapısı ve vilâyet-i askeri ile orda bulunan yeniçerileri, cebecileri, Orduyu Hümayun süvarilerinden dört bölüğü yanına alıp orduya katılmak üzere gelmesi bildirildi.
12 Eylülde Yaşananlardan
Orduyu Hümayunda bulunan her ne varsa geride bırakılıp hepsi melun gâvurun eline geçti. Mel’ûnlar ise, iki kola ayrılıp bir kısmı Tuna kıyısından ilerleyerek kaleye vardı. Metrislere saldırdı. Öteki kısmı ise Orduyu Hümayun çadırlarına girdi.” Hâlâ metrislerde durmakta olan zavallı Müslümanlar ya öldürüldü ya da tutsak edildi. Metrislerdeki savaş sırasında top, tüfek, humbara ya da taş atışından yaralanmış, saf dışı olmuş, dermansız düşmüş ya da kolunu bacağını kaybetmiş bulunan on bin kadar askerin hepsi kılıçtan geçirildi. Gâvurlar orda buldukları kendi milletinden birkaç bin tutsağı zincirlerinden kurtardılar. Ele geçirdikleri zenginlikleri bir bir anlatmağa insanın gücü yetmez. Bu yüzden zaten İslâm savaşçılarını kovalamayı, akıl edemediler. Yoksa durum çok daha kötü olabilirdi.
Allah bizleri felâketlerden korusun! Bu başımıza gelen devletin kuruluşundan beri bir benzeri görülmemiş bir yenilgi ve bozgundu.
Birkaç gün önce otlağa girmiş bulunan davar çobanlarıyla deve sürücüleri, yanlarında binlerce hayvan olduğu halde her şeyden habersiz Viyana önüne çıkageldiler. Gâvurlar hiç bir çaba harcamadan hepsini ele geçirip adamları tutsak aldılar.
14 Eylülde Yaşananlardan Bir Parça
Yanık önlerinde bir porsiyon sade yağ elli paraya, bir okka kuyruk yağı elli paraya ve bir ölçek pirinç beş kuruşa fırladığı halde, yine de hiç biri bulunmaz oldu. Ancak Budun’dan hayli miktar erzak geldi de, bir parça ferahlık oldu.
Bu sırada, daha önce boyun eğmiş bulunan kalelerle palankalar halkının başkaldırıp muhafız birliklerini kovdukları haberi geldi.
Zrinyi ile Batthyânyi, Viyana önünde ordugâha gelmişler, Sadrazama bağlılıklarını bildirmişler, sonra da bir hayli erzak göndermişlerdi. Bu arada muhafız kıtası olarak serhat, askerinden dört beş bin müslümanı yanlarına almışlardı. Bu defa bu askerlerin hepsini öldürdükleri haberi geldi.
Müslümanlar gâvur ülkesinde, özellikle de Viyana varoşunda ele geçirdikleri şarabı gördüklerinde, hiç içmemiş olanları dahi işrete düşüp, çeşit çeşit rezillikler ve akla gelmedik edebsizlikler yapmaya başladılar. Kuşatma; mübarek Recep, Şaban ve Ramazan aylarına rastladığı halde fuhuşu ve oğlancılığı bırakmadılar. Şarap içerek öyle mest oldular ki, Cenabı Hakkın nimetlerine şükretmeyi unuttular. Böylece de Allah’ın gazabını üzerlerine çektiler.
Bir başka kötü tedbir de kendini çok üstün görerek, o zamana kadar tutuklu bulunan Alman büyükelçisini koy vermekti. Adam, kendi tarafına varınca, İslâm askerinin bütün aksak yanlarını anlattığı gibi, ilk hücumda bozulup kaçacak durumda olduklarını da haber verdi. Bunun üzerinedir ki, dinsizlerin Kayzeri yüreklendi. Dört bir yana mektup yollayıp Hristiyan beylerinden yardım diledi. O sayede de bu kadar güçlü bir orduyu İslâm askerine karşı çıkarmayı başardı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.