4 Haziran 2016 Cumartesi

Türk Mitolojisinde Kutsal Dağlar

Orhon abidelerinde; Türklerin ilk yetiştiği yer olarak gösterilen (Ötüken dağı) için de (Mübarek Ötüken dağı) “denilmektedir. Bu dağda ve oradaki ormanda geçen savaşlarda ün yapmış kahramanlar Türk tarihini şereflendirmektedir.


Hakan (Su) ile Zülkarneyin askerlerinin karşılaştığı (Altın Kan) adındaki dağ da bir efsanesiyle göze çarpar.


(Ağadat tepesi, büyük ve esaslı bir dağ kümesinin içinde bulut toplayan bir bora ve fırtına merkezidir. Başında sık sık yıldırım sağılır ve şimşek çakar. Çevresindeki derin dereler hep sel yatağıdır. Ağadat’m ^üzerinde beliren her bulut parçasının içinde bile, büyük ve korkunç bir fırtınanın şeytanı gizlidir. Sümer’ler de fırtına tanrısına bu dağın adını vermişlerdir.)


(Kin-Şan) dağlarının civarında yerleşen (A-Hien-Şe) zamanında, bu dağlardan birinin tepesi Takyaya benzediği için (Tu-Kiu) denilmiş ve efsaneye göre de Tukyu’lar bu adı böylece almışlar. Türk kahramanı Alparmş, gençliğinde ok talimleri yaptığı için, ok atmada mahir idi. Bir gün bir ok atarak (Askara) dağının tepesini uçurmuştur. Gali tekin, Çin Hükümdar ailesinden Kiülien adlı bir kızla evlenmeye karar vermişti. Bu prensin sarayı tanrı dağlarının civarındaki (Hatun dağı) nda idi.


Yine orada bir (Kutlu dağ) vardı ki bu dağın kayaları uğurlu idi. Çinli’ler bu uğurlu kayaları aldılar, bundan sonra felâketler, göçler başladı. (Bk: göç destanı). (Abu Kaan) dağı da yersu’ların admı taşıyan kutsal bir dağdı. Bu dağın iki kızı vardır. Bunlara (Yelbis) derler.


(Nin-Harsağ dağı) da Sümer’lerin tanrı tanıdığı bir dağdır. Düşmanların; ellerini ve ayaklarını keserek bataklığa bı-raktikları bir Türk çocuğunu da, bir dişi kurt alarak Kao-Çanğ civarındaki bir dağda bulunan mağaraya götürmüştü. Buğu-Tekin’in odasına bir gece gökten bir kız inmişti. Bir tanrıça olan bu kız, bir kaç gece sonra, Buğu Tekin’i alarak tanrısal öğütlerde bulunmak üzere (Ak dağ) a götürmüştü. Oğuz, kendisine itaat etmiyen (Urum Han) ile savaşmak üzexe bir dağın eteğine gelmişti. Bu dağ karlı olduğu için o zaman buna (Buz dağı) adı verilmişti. Sümer tanrılarından Enlil’in makamı dağlarda olduğu gibi, dağ perilerinin bulundukları dağlar da kutsaldı. Hitit’lerin (Hazzı) dedikleri Antakya’daki (Kel dağ) da Kumarbi  efsanesinde geçmektedir. Namıni dağı da Eti’lerce insan .şeklinde bir tanrı idi. Şato Türkleri de Türkçe (Gök gürültüsü dağı) adındaki dağda tanrıya kurban keserlerdi. Gılgamış, sonsuz hayat sırrını bulmak için çok mihneti! bir yolculuğa çıktığı sırada, akrep insanlarla dolu (Maşu) adındaki dağa da uğramıştı. Sümer’lerin tufan efsanesine göre Uta-Napiştim’in gemisi (Nisir) dağma oturmuştu.


Dağ ruhları insanlara iyilik eder. Kötü ruhlardan korur, yol gösterir. Ama saygısızlık edenlere de ceza verir, hastalık gönderir. Dağ ruhlarının genel olarak adı (Yizimpiy) dir. Her dağın ruhu kendi bölgesinde kalır. Başka bölgelerle ilgisi yoktur. Altaylı’lar her dağı bir ruhun temsilcisi «sayar, onlara kurbanlar keser, dualar ederdi. Mağaraların da efsanelerde yeri büyüktür. Özellikle ibadet yeri olarak kabul edilir, oralarda dualar edilerek kurban kesilirdi. Budis Türklerin, Hitit’lerin,, Sümer’lerin mağaralarda yaptıkları tapmaklar süslü ve büyüktür. Mağaraların içinde mezarlar da bulunmaktadır.


Savaşlarda yenilenlerin hazin, korkulu maceraları sırasında Sığındıkları mağaralarda, eziyetli, üzüntülü günler geçer, böylece -efsânelere de konu olurdu.


Kafdağı— Türk, İslâm, Yakın Doğu Mitolojisinde geniş yer tutan ve hülya âleminde büyütüldükçe büyütülen bu dağın adı var, kendi yoktur. Dünyaya bir destek gösterilen, göklere mavi rengi veren bu heyulâlar anası dağ hakkındaki efsanelerden bazıları şunlardır:


Yeryüzünün mâmur olan dörtte biri ve harap olan kısımları Bahri Muhit ortasında karpuz gibi dururmuş. Yaratıkların kalabilmesine elverişli değilmiş. Tarımı yetmiş altı bin altı yüz yetmiş üç dağ yaratıp bunlarla arzı yerinde durdurmak istemiş. Yine arz sükûnete erişmemiş. Nihayet bir melek, tanrının emri ile cennet derelerinden bir lâcivert cevher çıkarıp yerin etrafına bastırmış. Bundan Kafdağı peyda olmuş.


Kafdağı Zebercet rengindeymiş. Gözün akı karasını nasıl sarmışsa Kaf Dağı da arzı öyle sarmış. Kaf Dağı’nın yüksekliği beş yüz fersah imiş. Bu dağın altında cinler bulunur, Ejderhalar da melekler tarafından oraya götürülürdü.


Taberi’de Kaf Dağı şöyle anlatılmaktadır. Kaf Dağı dedikleri, bu cihanı çepe çevre kuşatmıştır. Cihan Kaf Dağı’nın içinde sol yüzük içindeki parmağa


benzer. Ondan sonra bu Kaf Dağı yeşil zümrütten yaratılmıştır. İşbu göklerin gök renk göründüğü ol Kaf Dağı’nın aksı düştüğün-dendir. Yoksa gökte nergiz renk yoktur. Eğer Kaf Dağı’nın yeşilliği olmasaydı, gök böyle görünmezdi. Âdem oğlanı ol dağa varmak mümkün değildir. Orada hiç ay ve gün yoktur. Bu Kaf Dağı yerin mıhıdır. Eğer Kaf Dağı olmasaydı yer deprenmekten hâli olmazdı.


Kaf Dağı, insanlar tarafından aşılması imkânsız bir bölge ile dünya kursundan ayrılmıştır. Başka bir kanaate göre; (Dünyanın etrafı çepeçevre El-bahr-il-muhit yahut okyanus denilen, gemilerin geçemediği, tamamen veya kısmen zifirî karanlıklara gömülü ve kimsenin kıyısını görmediği müteaffin bir su tabakası ile kaplıdır.


Bu su tabakasından sonra, Kaf Dağı, her şeyi karayı ve denizi bir kuşak gibi çevreler. Bazı tasvirlere göre; asıl Kaf Dağı’nın istinat ettiği kaya bir çeşit zümrüttendi. Bazılarının kanaatine göre de arz kendi kendine durmaz. Bu cinsten bir desteğe ihtiyacı vardır. Eğer Kaf Dağı mevcut olmasaydı, arz durmadan sarsıntılar geçirir, hiç bir yaratık orada yaşamazdı


Çok revaç bulmuş bir kanaate göre, Kaf Dağı arzın bütün dağlarının anasıdır. Diğer dağlar Kaf Dağı’na yeraltı dallan ve damarları ile bağlıdır. Tanrı bir bölgeyi yok etmek isteyince bu dağlardan birini harekete getirirdi. Bu, yer sarsıntısını yapardı. Başka bir halk inancına göre de, böyle bir sarsıntı hâdisesi arzı taşımaktan yorulan öküzün silkinmesinden ileri gelmektedir.


Meşhur Anka Kuşu bu dağın üzerinde oturur, oradan her tarafa hükmeder.